
Gelin Allah diyelim, |
LIVING IS NO LAUGHINH MATTER : YOU MUST LIVE WITH GREAT SERIOUSNESS LIKE A SQUIRREL, FOR EXAMPLE I MEAN WITHOUT LOOKING FOR SOMETHING BEYOND AND ABOVE LIVING. I MEAN LIVING MUST BE YOUR WHOLE OCCUPATION....!

Gelin Allah diyelim, |

ANGUT.......! Herkesin (haksız bir şekilde) kullandığı bir ifadedir "Angut". Birisi bir salaklık yapınca, biri laftan anlamayınca, böle boş boş bakınca hemen "Angut' musun" der günümüz insanı... Angut'un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir ton "Angut!" var ülkemizde... ;) Angut kuşunun eşi öldüğü zaman ( yanına o an yırtıcı bir hayvan veya bir insan gelse dahi ) gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üzerinden ayırmadan o da ölene kadar onun başucunda bekler... İşte bu canlının yaptığı en büyük "Angut"luk budur... ;) Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen birşey değildir... Çok ürkek bir hayvan olmalarına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz.... Hani derler yaa.."Angut gibi bakmasana lan!".. Keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine... Bundan sonra bazılarına "Angut " demeden önce bir kere daha düşünün. Bir "Angut " bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde... Hani yazamazdım arkadaşım... ;) ögren canım ögren...muck |
![]() |
Çok uzun zamandır internette " Bizim kuşak " başlığı altında bir mail dolaşıyor bilmem dikkatinizi çektimi. Bu mailla ne zaman karşılaşşam eski günler geliyor aklıma. 80'li ve 90'lı yıllar...
Evet belki çok küçüktüm o zamanlar ama şimdi düşündügüm zaman çok güzel anılar canlanıyor gözümün önünde.
O zamanlarda ben abimlerin beşine düşmüş bir vaziyette birlikte bahçede kardeş kardeş oynardık. Ağaçtan meyvalar toplar gerekirse çeşmeden su bile içerdik :) Sabah çıkar akşamüstü eve girerdik. Sokaklar şimdiki gibi degildi tabi o zamanlar...
İnsanlar saygılıydı, güvenilirdi...!
Bahçeye parkettiği arabanın kapılarını kilitlemezdi kimi zaman babam biz arabanın içinde evcilik oynuyoruz diye..Ve bütün gece açık kalırdı.Bi kere biz toprakla haşır-neşir büyüdük...
Peki ya şimdikiler?
Hem o zaman her işini parayla değil saygınlığınla halledebildiğin günlerdi...
Zenginlik değildi saygınlığın işareti! Dürüst , namuslu hayatlardı saygınlığın işareti.
Hem aradan o kadar büyük zaman dilimide geçmedi, nasıl oldukta bu kadar çabuk değiştik dersiniz?
Hatırlıyorumda; tanıdık, tanımadık karşılaşınca bir mekanda selam vermek vardı, medeni olmak bu demekti çünkü...!
Peki şimdi medeni olmak ne anlama geliyo?
Şimdi hiç tanımadığım birine selam versem yanındakine yada arkasına felan bakıyor. Karşılık bile alamıyorum...
Uzak kalmış bizim eski medeniyetimizden yeni medeniyetimiz malesef...!
Ve artık toprağı koklayamıyorum.Çünkü bu şehirde toprak bile kalmadı beton yığınlarından!Biricik kuzenim bile bize gelmek için can atıyor. Bizi çok sevdiğinden mi yoksa çok özlediğinden mi?
Belki bu sebeplerde vardır onun gelme isteğinin altında ama asıl sebep : Onun bahçede oynamak istemesi...! Çiçekleri koklayıp böcekleri kovalaması. Çimenlerin üstünde top oynaması..Artık parklarda bile çimlere bastırmıyorlar..Şimdi ona çok hak veriyorum...
Bunca şey yazmamın sebebi bir birikim, bugüne mahsus bişey değil aslında. Muğlada okuyan bir arkadaşımla iki gün önce işte bunlardan bahsettik. Ne kadar güzelki orada hala insanlar birbirlerine sonsuz güven içindeymiş....
Allah'a emanet olun arkadaşlar.....

Şimdi mevsim sonbahar Kopan yapraklar mıdır rüzgarın değdiği, yoksa tükenen takvim sayfalarıyla yaşamım mı? Aynı makamda çalan bu kaçıncı hüzün şarkısıdır, Gidişinle dinlediğim... Ve bu kaçıncı yalnızlığımdır, Her sevdada yeniden başlayan... Şimdi mevsim sonbahar. Hava yağmur kokarken, hiç doğmayacak sevdaya gebe yüreğim. Ve sana dokunamayan ellerimle yalnızlığımın sindiği hüzün sokaklarının her köşesine adını yazar bir gölge gibi dolaşırken, peşimde yalnızlık yolların ıslaklığında ayak izlerini ararım.... AHH...! Bu ne hüzzam sevdadır.. Bu ne yalnızlık... Şimdi mevsim sonbahar Şimdi hüzün ve yalnızlık kolkola gezerken, parolasız... işaretsiz... karanlığını alıp yanına yalnızlığıma nöbet çıkarır gece... Yollar uzak! Yollar ayrılıklarda kesişirken, en kuytu köşelerde gözlerimin kıyısından düşen gözyaşlarımı sevda bulutlarıyla eylül yağmurlarına ekledim saklanma saçaklar altına...! Ben gelemiyorum. Bırak benim yerime saçlarına onlar dokunsunlar... |