~~NüNnÜ~GeLiN~~

LIVING IS NO LAUGHINH MATTER : YOU MUST LIVE WITH GREAT SERIOUSNESS LIKE A SQUIRREL, FOR EXAMPLE I MEAN WITHOUT LOOKING FOR SOMETHING BEYOND AND ABOVE LIVING. I MEAN LIVING MUST BE YOUR WHOLE OCCUPATION....!

Thursday, January 26, 2006

Ne kadar üzücü :( ama bir o kadar da taktire şayan!

Science dergisi, California Üniversitesi'nde doktara tezi veren Ahmet Yıldız'ı "Dünyada 2005 Yılının Genç Bilim Adamı" seçti. İnsan hücresindeki motor proteinlerin nasıl yürüdüğünü ortaya çıkaran buluşu nedeniyle. Yaa ne kadar harika degilmi? Aynı zamanda ne kadar acı; Türkiye'deki bilimsel araştırma olanaklarının yetersiz olması.

Yaa biz ne biçim bir toplumuz, kendi değerlerimize sahip çıkmıyoruz, Öz mü öz kendi evladımıza sahip çıkmıyoruz. Sen kalk git elin gavur memleketine orda kendini ispat et, hatta ülkeni tanıt, ülkenle gurur duyulmasının sağla, insanlık için büyük bir buluş yap ama onlardan bir tebrik bile alma!! Ne kadar acı!

Bir Tübitak bir Yök bilem seni tebrik etmesin! Çok acı çok!

Yani bu buluş felç, alzheimer, kanser, sağırlık, körlük....vs gibi hastalıkların tedavisi için ne kadarda büyük önem taşıyo!

Ya bakın size birazcıkta bu buluşun ne kadar zor yapıldığından söz edeyim (zaten hangi buluş kolaydır ki! benimkide laf :) )
Şincik; Bu bilimsel buluş ne idi? İnsan hücresindeki motor proteinlerinin nasıl yürüdüğü idi işte bunu bulmak için arkadaşlar bir araya gelmiş önce bu proteinlerin hücrenin içinde nasıl adım attıklarını araştırmışlar. Bu proteinler hücrenin içinde metrenin milyarda bir boyu kadar adım atıyolarmış inana biliyomusunuz! Günümüzde metrenin milyarda bir boyunu ölçebilecek teknik imkan sayısı bir ya da ikidir. Arkadaşlar yeni bir imkan geliştirerek iki ayaklı olan proteinlerin bir bacagına bir renk boya öbür bacagına ise başka bir renk boya sürerek izlerini takip etmişler. Proteinlerinde tıpkı insanlar gibi arkadaki ayak öne geçicek şekilde birbiri ardına adımlar attığını görmüşler. İşin ilginç kısmı ise bu kadar küçük boyalarla bu kadar iyi çözünürlük elde etmeleri. Bu harika bir buluş!
İnşallah bunun gibi nice buluşlara tanıklık ederiz. Helal olsun valla...


Tuesday, January 24, 2006

BU KAÇINCI KIŞ ????


Bu kaçıncı kış, bilemiyorum;
Bu kaçıncı kefen rengi manzara?
Ruhumda şimşekler çakar,
Beyaz soğuk beni yakar.
Başımın buzları erimez,
Saçlarımda dört mevsim kar.

Hani geçen yıllar, nerde yarın?
İçimdeki hasret cehennemine,
Her saniye bir çığ düşer;
Kalbim çığlık çığlık pişer.
Savrulur külleri hatıraların,
Bana bir köşede ağlamak düşer.

Kopsun yine fırtınalar yüreğimde,
Nefsimin çatısı uçsun!
Ey yerin göğün sahibi!
Beynimde başlasın tipi...
Savursun beni benden Sana,
Ey kaderin katibi!

İşte böyle örtülecek üstümüz,
İşte böyle beyaza bürünecegiz,
İşte böyle eriyecek bu beden...
Nefis uslanmıyor, neden?
Mahrum etme rahmetinden Allah'ım!
Mahrum etme ne olursun, tevbeden!


Abdulkadir AKGÜNDÜZ


Monday, January 23, 2006

İKİ SİMGE


Yaşlı kızılderisi reisi kulubesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşan duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulubesi önünde boğuşup duruyorlardı.

Dedesinin sürekli göz önünde tutttugu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpege neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla, sordu dedesine:
Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

--"Onlar" dedi, "benim için iki simgedir evlat."

--"Neyin simgesi" diye sordu çocuk.

--"İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.

Çocuk, sözün burasında; 'mücadele varsa, kazananda olmalı' diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi;

--"Peki" dedi. "Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?"

Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.

--"Hangisi mi evlat?
Ben , hangisini daha iyi beslersem!"

BENCE SEVMEK......


Sevgi nedir sevmek nedir bilmezlere

Zalimlere inançsızlara karşı savaşmak

Zulmün karşına, inanarak çıkmak

Direnmek sonuna kadar direnmek

Beklemek belki de ölesiye beklemek

İnanamak, inandıgın yolda yürümek

Bıkmadan yılmadan acılara dayanmak

Sabretmek sonuna kadar sabretmek

Hasret çekmek, özlem duymak sevdigine

Herşeye hep birlikte güvenmek

Bekledigin günün gelecegini hissetmek

Hiç kimseyi karıştırmadan hayatına

Özgürce yaşamak, yaşadıgını anlamak

Yaşamakta ki manayı iyice kavramak

Sevdaların acıların en büyüğünü çekmek

Ağlamak sevdigin için delice ağlamak

Her gözünü yumdugunda onu görmek

Sevmek bence sevmek bu demek.....




Tuesday, January 10, 2006

Harekete geçiren sözler, nerdesiniz???????


Günümüz insanı ya bilgisiz, cahil, eğitimsiz olduğu için harekete geçmiyor, geçemiyor; yahut sadece bilgiye odaklanmış, devamlı bilgi topluyor, bilgisayarını ve kendi beyin hard diskini türlü türlü bilgilerle doldurduğu için. ,Ama yine PASİF, HAREKETSİZ VE ETKİSİZ...

"Kendime güveniyorum" derken bile her halinden ileri derecede korkak olduğu farkedilen günümüz insanını HAREKETE GEÇİRECEK sözler olmalı!!!
Muhatabı yürümeye, ilerlemeye, mesafe almaya, sıçramaya, büyüyüp gelişmeye ve değişmeye mecbur eden itici sözler....
Memur zihniyetinin altına dinamit gibi yerleştirilip çevreye zarar vermeden patlatılarak akıllardaki ve yüreklerdeki girişimcilik cevherini ortaya çıkaran sözler... İç dinamikleri dinamitleyen, insanı bütün damarlarına kadar harekete geçiren sihirli sözler...
"KİM VAR?" diye soruluğunda önüne ve arkasına bakmadan "ben varım!" dedirtecek dehşet sözler...
Bence biz bu sözlerin farkındayız ama sanki bu sözlerden korkuyoruz, çekiniyoruz... Çünkü aksiyonsuzluk, miskinlik, tembellik, cesaretsizlik çoğumuzu esşr almış; kabuğumuza çekmiş, korkutmuş, pasifleştirmiş....

Bundan böyle artık harekete geçen vede geçiren insan olun...

UNUTMAYIN; HAREKETTE BEREKET VARDIR!!!!

HOROZ YUMURTASI


Horozlar yumurtlamaz derler. Ama bu yanlışmış. horozlar ahir ömürlerinde, ölmeden önce tek bir yumurta yumurtlarlarmış. Ama bu, öyle sıradan bir yumurta değilmiş. Öncelikle horozu yeterince yaşatmanız gerekiyormuş. Horoz ancak eceliyle öleceği zamana yakın yumurtlarmış. Üzerinden gözünüzü ayırmıyacakmışsınız. Hemen bulunmayacak bir yere gizlermiş yumurtalarını. Bir kere kaybettiniz mi; bir daha bulmak neredeyse imkansızmış.

Bu kadarda bitmiyor. Diyelim ki, horoz yumurtasını ele geçirdiniz. Beş yıl saklıycakmışsınız. Beş yıl sonunda yumurtanın içi sertleşirmiş. Tam 41 yıl sonra horoz yumurtası çok değerli, çok az bulunan bir taşa dönüşürmüş. Bu taşın değeri ölçülemezmiş.

Bu efsaneyi eski insanlar bilirmiş. Eee diyceksiniz ki şimdi ;sen nerden biliyosun o zaman bu efsaneyi?

Malum bu günlerde insanların çok konuştuğu bir konu var; kuş gribi. Dolayısıylada bir konuşma ortamında kanatlı hayvanlar konuşmanın büyük bir kısmını oluşturmakta. İşte bu sebeptendir ki, geçen eş dost otururken yine böyle bir muhabbet doğdu ve konu bu efsaneye kadar ulaştı. Bende bunu sizlerle paylaşmak istedim. Artık iyimi ettim, kötümü ettim bilemicem :)
Ama kötü olan bir durum var ki o da; şu sıralar belkide hiç bir suçları yokken itlaf edilen onca hayvancağızın çektiği zulüm :(
Neyse aslında bu konuda konuşulacak o kadar söz varki, biz yinede kısa keselim tabi bu arada dikkatlide olalım....
SELAMETLE......

Thursday, January 05, 2006

Gençlerle başbaşa'dan

  • Çalış, genç arkadaşım çalış, namerde muhtaç olmak ölmekten beterdir.

  • Gençliğini eğlenmekle geçiren, ihtiyarlığını ağlamakla geçirir.

  • Başarının ilk şartı, iradeli olmaktır.

  • Gayret, iradenin efendisidir.

  • Başladığın bir işi yapıp bitirmeden başka bir işe başlama.

  • Bir günün işini bitirdikten sonra ertesi gün ne iş yapacağına karar ver.

  • Çalıştığın bir iş üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme.

  • Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat.

  • Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.

  • Sebat et, genç dortum, sebat et.

  • Sakin ve metanetli ol. Yol al, fakat acele etme.

  • Gençlik güzelliğine, şans denilen kör kuvvet bile aşıktır.

  • Ahlakı güzel insan, her yaşta güzeldir.

  • Şikayet zayıfların silahıdır.

  • En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif olsun.

  • Dost ol ki sanada dost olsunlar.

  • Dostluğunu kötü günde göster.

  • Dostlarına vefelı, düşmanlarına müsamahalı ol!!!!

KENDİNİ TANIMAK

Bir ormanda iki kişi agaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen digerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne ögle yemegi için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş.
İkinci adam ise ara da bir dinleniyor ve hava kararmaya başladıgında eve ddönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.
Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adamda öfkelenmiş.
-- bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?
İkinci adam yüzünde tebessümle cevap vermiş:
--Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenim baltamı biliyordum.
Keskin baltayla, daha az çabayla daha fazla ağaç kesilir.
Kendimizi geliştirmek , baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir.
Zayıf buldugumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu zihnimizin, ruhumuzun karekterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur Delphi'deki ünlü tapınakta Sokrates'in şu sözü yer alır : "İnsan kendini tanı".
Kendini tanımak, şu anda oldugumuz noktayla olmak istedigimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördügümüz ile başkalarının bizi nasıl gördügü arasında farkolmaması anlamına gelir.
Bireysel ve iş yaşamımızda başarı, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız.

Tuesday, January 03, 2006

SELAMLAR!!!

Together Forever!!